Ardan Kaymaz
Sağlık sektörü, teknolojik gelişmeler ve yenilikçi uygulamalarla sürekli olarak evrilmektedir. Ancak, yaşanan tüm gelişmelere rağmen malpraktis (tıbbi kötü uygulama) davaları geçmişten günümüze sağlık hizmeti alanlar ve bu hizmeti sağlayan kişi ve kurumların karşı karşıya kaldığı bir uyuşmazlık türünü oluşturmaktadır.
Bu uyuşmazlıklar hem uygulamacı hekimler hem hastaneler hem de kaliteli sağlık hizmetine erişmek isteyen kişiler açısından maddi ve manevi olarak yıpratıcı süreçler yaşanmasına sebebiyet verebilmektedir.
Tıbbi Hata Kavramı ve Hukuki Çerçeve
Dünya Tabipler Birliği’nin tıbbi malpraktis tanımı; “doktorun tedavi sırasında tabi olduğu standart özen yükümlülüğü çerçevesinde uygulamayı yapamaması, beceri eksikliği veya hastaya bakım sağlama konusundaki ihmali ile oluşan doğrudan zarardır”[1] şeklinde iken, “hekimin kötü uygulaması (malpraktis)” Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nda, “Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeni ile bir hastanın zarar görmesi, hekimin kötü uygulaması”[2] şeklinde ifade edilmektedir.
Zira tıbbi bir müdahale sonrasında “istenmeyen her sonucun malpraktis olarak değerlendirilemeyeceği” bilimsel bir gerçekliktir. Aynı gerçeklik kapsamında bilinmelidir ki, mesleki şartlar eksiksiz olarak yerine getirilmesine rağmen; kaçınılması ve önlenmesi mümkün olmayan, hastalığın doğal seyri, hastanın ihmali veya başkaca birçok parametre dolayısıyla meydana gelen durumların olduğu bilinen bir gerçektir.
Hukuk sistemimizde, tıbbi hatadan kaynaklanan davalar, tıbbi uygulamanın yapıldığı sağlık hizmeti sunucusunun (örneğin, özel hastane) niteliğine bağlı değişiklikler göstermekle birlikte, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gibi ilgili mevzuat çerçevesinde düzenlenmiştir. Hasta, tıbbi hata nedeniyle zarar gördüğünü iddia ederse, hukuki yollarla tazminat talebinde bulunabilir. Bu talebin karşılık bulabilmesi için belirli hukuki şartların ve özellikle de illiyet bağının var olması gerektiğini önemle belirtmek isteriz.
“Türkiye’de Tıp Etiği ve Hukuk Açısından Tıbbi Hata Kavramı”[3] isimli akademik çalışmada da belirtildiği gibi, aslında tıbbi hataların ilkel tıp uygulamaları dönemlerinde dahi olduğunu varsaymak mümkündür. Gelişmiş ülkelerde tıbbi hata, malpraktis ve komplikasyon gibi kavramlar üzerinde yıllardır kapsamlı şekilde çalışılmaktayken, ülkemizde bu kavramların ancak yakın bir zamanda tartışılmaya başlandığı vurgulanmalıdır.
Türk Sağlık Sistemindeki Tıbbi Hata Davalarının Çözümü
Sağlık sistemindeki malpraktis davalarının çözümü, hukuki süreçlerin şeffaf, hızlı ve adil olması gerektiğini vurgular. Bu kapsamda, alternatif çözüm yollarının teşvik edilmesi ve sağlık personelinin sürekli eğitimi önemlidir. Ayrıca, bu davalarının azaltılması için hastaların bilinçlendirilmesi, tıbbi malpraktis ile tıbbi komplikasyon arasındaki fark hakkında bilincin gelişmesi ve sağlık profesyonellerinin etik standartlara olan bağlılığının artırılması hedeflenmelidir.
Türkiye’deki malpraktis davaları, hem sağlık sistemini hem de hukuk sistemini etkileyen önemli bir konudur. Hasta hakları, sağlık profesyonellerinin ve sağlık hizmeti sunucularının sorumlulukları ve hukuki süreçler, sağlık sistemindeki tıbbi hata davalarının ana unsurlarını oluşturur. Elbette hukuktaki her alanda olduğu gibi sağlıkta da uzman hukukçularla çalışmak ve onlardan destek almak, sonuca ulaşmak ve davaları çözümlemek adına oldukça önemlidir.
Baş | Kaymaz Hukuk Bürosu olarak uzman ve deneyimli avukatlarımızla hem ulusal hem de çok uluslu müvekkillere sağlık hukuku alanında kapsamlı danışmanlık ve temsil hizmetleri sunuyoruz.
Daha detaylı bilgi almak için Avukat Ardan Kaymaz’a buradan ulaşabilirsiniz.
[1] Lütfen bkz: Detaylı bilgi
[2] Lütfen bkz: Detaylı bilgi
[3] Türkiye’de Tıp Etiği ve Hukuk Açısından Tıbbi Hata Kavramı – Yazar: MUSTAFA LEVENT ÖZGÖNÜL Danışman: PROF. DR. BERNA ARDA İkinci Danışman: PROF.DR.NECATİ DEDEOĞLU; 2010 – ANKARA




